Temel İçgüdü Fonu

Poligami, çokeşlilik, kişinin birden fazla kişiyle evli olması durumuna verilen sözlüksel karşılık…
Araştırdığınız zaman, karşınıza bazı kültürlerde legal olduğu bile çıkıyor. Birleşmiş milletler, insan haysiyeti ve eşitliğine aykırı olduğu gerekçesiyle, Poligami’nin yasaklanması için, devletler nezdinde çağrıda bulunmuş. O çağrıyı bireyler nasıl alıyor, bilemiyorum, zira oldukça yaygın bir durum. Aradığımız tek eşliye uzundur ulaşılamıyor. Yasal olarak elbette iki kişiyle aynı anda evlenmek mümkün değil ancak eş olmak, benim sözlüğümde evlilik demek olmadığından mütevellit, birden fazla bedene ve ruha sahip olma arzusunun çığ gibi büyümekte olduğunu söyleyebiliim. Bu saçmalığın yasal olduğu ülkelerdeki durumu da açıkcası pek merak etmekteyim. Poligami, o ülkelerde, sadece erkeklere has bir özgürlük mü? Aynı zamanda bir kadın birden fazla koca edinebiliyor mu mesela? Kulağa ne kadar da çirkin geldi değil mi? Kadın yapınca öyle gelir, normal, alıştık artık…

İşin kadınını erkeğini geçtim, bir insan, bir bedene, bir ruha, bir kalbe, bir cinsel organa ve olması gerektiği üzere bir haysiyete sahipse, bunu birden fazla kişiye yetireceğini zannederek, hem kendini hem de karşısındaki haremini aldatmaktan öteye gidemez. Toplumumuzdaki temel mutsuzluğun sebebinin, doğru, dürüst ve saf sevgiyle teslim olunan ilişkileri kuramamamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Öylesine, sürsün diye süründüren ilişkileri, ittirip kaktırmak, bu meyanda eli, ayağı, kaşı, gözü hiç durmadan etrafta mavi boncuk dağıtmak ve hiçbirinin altından kalkamayıp mutsuzluktan gebermek, ata sporumuz halini almaya başladı. ”Seks başka, aşk başka” masalı da çoğunluğun düştüğü bir tuzak olmaya devam ediyor. Evet canım, seks başka ama aşkla başka… Üzerine konuşulmaya, yazılıp çizilmeye gelince, halen yüzü kızartan, tabuymuş gibi davranılan seksi, konuşmaya konuşmaya, basit, ucuz, hayvansal bir ihtiyaçtan öte bir şey değilmiş gibi algılıyoruz hala, yıl 2020’ye demir attı, bravo sevmeden sevişenlere o zaman. Bravo bir türlü hayattan istediği tatmini alamayanlara, bravo aslında başkasını severken, kendini sığ sularda boğanlara. Bu boğulmanın tek can yeleği, cananını bulmaktır. O da her gördüğüne balıklama atlayarak olmuyor, önce kendini bulacaksın, en güzel stilin neyse öyle yüzeceksin o zaman…

KARMAN KARIŞIK!
Elbette sadece erkekler değil çok eşli olan, kaybettiği heyecanı başka kollarda arayan kadınlar da mevcud. Ancak aradaki fark, kadın yine de bu girdabı kendine layık görmeyip, içinden çıkmayı ve önünde sonunda bir tercih yapmayı becerebiliyor. Geçenlerde, yeni başlayan dizilerimize bir göz atayım dedim, sıkıntı, bizi uyutmak için sunulan sistemin içinde yatmakta. Elin evli, çoluklu-çocuklu, metresli silah kaçakçısının hikayesini bizlere sempatik ve olağan gösteren dizilerimiz reyting rekorları kırıyor. Biraz daha izlerseniz, adamın haline üzülmeye bile başlıyorsunuz. Ben de üzüldüm, çünkü bu bir zavallılık hali. Bu halin, bizlerin bilinç altımıza entegre ediliyor oluşu da, daha büyük bir zavallılık. ‘’Canım ne var bunda, böyle şeyler oluyor..” diyebilirsiniz, evet oluyor. Bu bir tercih meselesi, kadın için de erkek için de taşınması zor bir tercih hem de.

Bir arkadaşımın üst kat komşusu, yıllardır, çok zengin ve tanınan bir iş adamının metresi, kendi halinde okumuş etmiş, hatta iyi bir aileden gelen bir kadın. Artık adına aşk mı dersiniz, hayat mı, bilemiyorum ama bu hayatı yaşıyor. DışarIdan baktığında, oldukça varlıklı ve rahat, ancak deprem olduğunda sığınmak için komşusunun evinin kapısını çalacak kadar yalnız bir hayat… N’olduk şimdi? Para gücüyle, iki kadının da hertürlü ihtiyacına yetişebilen adam, iki tarafa da yetişebildi mi? Yetişemez, parası yetse bedeni yetmez, kalbi yetse, ruhu yetişmez. Aç gözlülükten, kendi olamamışlıktan başka şey değil, bana sorarsanız. Adam dediğin de, kadın dediğin de, önce kendine, sonra ait hissettiği tek bir ruha ve bedene yakışır ve ancak onunla bir olur. Çok paranız varsa ve etrafınıza erkekliğinizi bu şekilde ispat etmek istiyorsanız, sığınma evlerinde şiddet görmüş, mağdur bir sürü kadın var, onlara yardım edin, yeni dernekler kurun hatta.. Bu yaptığınızın adına da ”temel içgüdü fonu” deyip tatmin bile olabilirsiniz. Vergiden de muaf olursunuz, teşekkürleri zevkle kabul ederim 😉

Ruhunuza da bedeninize de iyi bakın. İçsel dürtülerimizi beş duyumuzla harmanlamayı başaramadığımız zaman, hep bir şeyler eksik kalacak hayatlarımızda. Geçen hafta da bahsettim, karma öyle bir şey ki, kendi içinde mutluluk karmak da, kendi kendimizin karmasını karıştırmak da bizim elimizde. Seks deyip geçmeyin, birinden etkilendiğinizde bütün enerji alanlarınız devreye giriyor, hayatlarımız içerisinde büyük bir enerji akışına yol açıyoruz, farkında olmadan. Üreme organını har vurup harman savurduğunda, tüm duyuların, algın, ruhun ve hayata katmaya çalıştığın ne varsa etkileniyor. Kötü bir gecenin sabahı da kötü başlar ve en kıymetli şey, geçirdiğimiz zamandır.

Kaliteli bir hayat için, kaliteli zaman geçirmek, ruhumuza ve bedenimize yakışan ortamlarda ve bizi besleyen ruhlarla birarda olamak, olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Rahatladım zannederken, ruhunuzu kirlettiğiniz gereksiz zıplamaları gözden geçirme vaktidir artık. Neden seksin tabu olarak görülmediği ülkelerde insanlar, daha uzun, sağlıklı ve tek eşli ilişkiler yaşıyorlar, bir düşünmek lazım.
Sahip olmak değil, ait hissetmektir aslolan! Bence ona uyanmışlar. Hadi bize de günaydınlar olsun o halde, önce insan gibi sevmeyi becerelim, sevmeden sevişmeyip, kime aitsek onda çoğalalım…
”Alo Gereksiz Zıplamayı Bırakma Hattı” için mailim aşağıda, ihtiyaç halinde camı kırın 😉

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve@mervecaloglu.com

info@mervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)