Ölüm Uzun Yaşam Bomba!

Her yol mübah değil. Herkesin kendi yoludur doğru olan. Ruhumuza ait olmayan yollarsa, geçici tuzaklar ve başkalarının başarı diye adlandırdıkları sanal yaftalardır sadece. Sapmayalım, sapıtmayalım, arada saçmalayalım tecrübe olur ama bizi, kendimiz olmaktan alıkoyan ne varsa, bilelim ki, hepsi geçici… Şu yaşadığımız acı dolu yıllarla başaçıkabilmek için kullandığımız yöntemleri gözden geçirmenin vaktidir bence, ne dersiniz? Nefesimiz kıymetli, artık nefesimiz anlamına daha da çok yakışıyor, acıyla yoğrulmanın ödülü artık yaşamlarımız. Pırıl pırıl da parlayacağız dalaşmasak, ah bir dalaşmasak…

Her söylenene kafayı takarak, yasımızı bile sosyal medyadan tutarak, asıl yaşamı kaçırdığımızı farketmeden, ölümü lanetlemelere doymayarak, birbirimizi anlamak yerine kırarak, yüzümüzü aydınlığa değil, karanlığa çevirerek, ne uzayacak, ne de kısalacak bu yollar. Yaşamdan, ülkeden, işinden, eşinden ümidi kesmiş olanlara değdirecek bir sihirli değneğim yok maalesef. Aynı lanetlemelerden yorulup, yaşamın kıymetini anladığımızda, kararmak, karartmak yerine, son günümüze kadar sevmeyi, anlayışı, duyarlılığı, empatiyi, insana yakışır şekilde birbirimizi eleştirmeden yaşamayı seçtiğimizde, tekrar yeşerecek o ümitler içimizde. Hepimizin en büyük kurtarıcısı, yine kendimiziz. Şifa içimizde, yatın biraz uzanıp yolunuza ve dinleyin, nereye gittiğini göreceksiniz dünyanızın…

Elbette çok üzgünüm, elbette kimsenin yok yere terör yüzünden ölmeyi hakettiğini düşünmüyorum. İnsanlık varolduğundan beri ve korkarım ki varolduğu sürece de, savaşmaya devam edecek. Her ne kadar geliştiğimizi düşünüyorsak da, tekamülümüz, savaş tekniklerinin ve silahlarının evrimiyle gerçekleşiyor. Biz bile birbirimizle savaşıyoruz. En acı günümüzde bile, ”hangimiz daha duyarlı?” yarışındayız, ”kim ne yazmış, neye nasıl cevap versem, benim dediklerimle kurtulacak ülke, herşey benim düşüncelerimle düzelecek’’ egosu kokuyor ortalık. Ortalık dediğime bakmayın, artık ortalık dediğim yer Facebook, Twitter, İnstagram falan. Meydanlarda toplaşınca soluduğumuz kokuyu tenzih ederim, onun yeri apayrı (Bibergazı oley!) Dolmuyordu çilemiz…

Terörle yaşamaya alışmayacağım ama lanetleye lanetleye de, dilimizin beterine uğradığımızı düşünüyorum. Olay, terörü lanetlemekten çok, bir anda birbirimizi lanetlemeye dönüyor ve bundan daha da çok miğdem bulanıyor. Bugün duyduğum bir hikayeyi paylaşmak isterim; Sabah arabasıyla işine giderken, sıcaktan camları açmış olan bir kadına, arabasında müzik dinliyor diye, ‘’kapat müziği’’ diye atarlanan, yan arabadaki adam da teröristtir, bence… Üstelik, kadının gece olan patlamadan haberi bile yokmuş henüz, sabahın köründe de kalkmış, işine yetişmeye çalışıyorken, yaşam hakkı elinden alınanlara saygı duydurtmak için, bir başkasının yaşam hakkına müdahalede bulunmak gibi, yaman çelişkilerimiz var artık bizim… Şöyle ki;
*Yok efendim, yas öyle tutulmaz, böyle tutulur’cular
*Rakı masasından fotoğraf paylaşmak için geçmesi gereken süre, ‘’timeline’’ larımızdaki asil akışta mevcud’cular
*Bir süre hiçbirşey paylaşmayayım en iyisi de, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’cılar
*Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovanlar
*Devrik cümle kuranı topa tutanlar
*Sen ne demek istedin’ciler
*O yalaka, bu yandaş, bu hokkabaz, şu bağnaz, o dinsiz, bu işe yaramaz, onun arkası sağlam, bunun ensesi kalın, senin kaşının üstünde gözün var, siz sanatçılar, kara siyasetçiler, sen kim faşist’çiler, aşk yalan’cılar, beni bağlamaz’cılar, hadi bana müsade’ciler, …

Görünen o ki, devenin nalına kadar yolumuz baki dostlar, nasılsa dünya bizi senelerce deveyle geziyoruz diye bildi, yadırgamazlar artık 🙂

DİLLİ BOMBA ETKİSİ
Bırakalım mı artık, kimin nasıl acı çekeceğine karar vermeye çalışmayı? Son damlama kadar yaşamayı seçiyorum şahsen. Her an, kör bir kurşunla, bir canlı bombayla, kendi yolumda moleküllerime ayrılma ihtimalim, beni yaşama daha da sıkı bağlıyor. Bir saniyenizin bile hesabını kimseye vermeyin derim. Kimle, nerede ve nasıl yaşayacağınıza, sadece siz karar verin. Ölmekten korkmuyorum, yeteri kadar şarkı yazamadan, arkamda kalacaklara faydalı şeyler bırakamadan ölmemek için çalışıyorum. Kararttığınız ekranlarınızdan, güzelim ruhlarınızı ümitsizlikle beslemekten, toplaşıp toplaşıp aynı olumsuzlukları konuşup ömür çürütmekten, gelecek kuşaklara bırakacak iç açıcı bir mirasımız olamayacak bu gidişle. Olanları kabul edin demiyorum ama olanların üzerimizde yarattığı değişimi gözlemlemek elimizde. Dünyada herşey, değişim ve dönüşüm içerisindeyken, olmasını engelleyemediğimiz sevimsiz hadiselerin bizi neye dönüştürdüğüne bakmamız lazım. Üzerimizde değilse bile, dilimizde takılıysa bombalar, herbirimiz artık birer canlı bombayız. Düşünce özgürlüğü, saldırganlıkla eş değerse artık, tepki görmeye de mahkumdur her düşünce. Bu da bitmeyen, yoktan sebepli savaşların devamlılığına imza attığımızın kanıtıdır. Okuduğunu anlamadan, hatta cümlenin tamamını okumadan, girizgahına göre ‘’böyle demek istedi’’ deyip, hemen bir laf sokma refleksiyle hareket etmeye kalkmalar, hepimizi birer şehir eşkiyası yapmış durumda. Aynı şeyi savunurken bile düşman olabilmeye eşsiz bir örneğiz artık.Gazamız mübarek olsun dilli bombalar!

Savaşıyor olmak, hepimizin suçu ve seçimi. Ülkece seçtiğimizi yaşadığımız aşikar. Diyeceksiniz ki ‘’ölmeyi mi seçtik?’’, dolaylı yoldan öyle olmuş belli ki. Anlayış ve yaşama sevgisinin değil de, sadece güç kazanma ve güçlü görünme hırsının olduğu her gezegende, savaş olacaktır. Biz kendimizle barışalım önce, ruhumuzla barışalım. Maddi isteklerimizi değil de, açlıktan kıvranan ruhlarımızı doyuralım. Ruhunu kirletecek yollarda kazandığın zaferler, seni yine tatmin etmeyecek ey okur! Birileri şu yüzyılda kirli yollardan cebini dolduruyor olabilir ama ruhu aç öleceklerinden hiç şüphem yok.

Böyle zamanlarda da ısrarla iyi niyetlerde ve dileklerde bulunmayı seçiyorum. Kurulacak her karamsar cümlenin, ölüyü geri getirmediği gibi, diriyi de öldürdüğünü, yıllardır yaptığım uzun gözlemler sonucunda söyleyebilirim. Bir çok yaşayan ölü tanıdığım var, sizin de vardır, öldürtmeyin kendinizi. Bu zor günlerden, elele tutuşup, birbirimize ışık tutmadan çıkamayız. Dilli bombalardan, yaşayan ölülerden, sizi korkaklığa ve sessizliğe sevkedenlerden, doğrunuzu şaşırtmaya çalışanlardan, kendinizi sakınınız derim. Yolunuz, sizin yolunuz olsun, umut ekin, aşk biçin! Karartmayın, ne ekranınızı, ne de kalbinizi. Zira kalp karardı mı, bomba düşse de farketmez, yaşam biter, yol küser… Hadi öpüşün, barışın. Gördüğümüz üzere ölüm uzun, yaşam kısa, o halde yaşama yakışın… Ben nefesim, ya siz?

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve@mervecaloglu.com

info@mervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)