Ferrari’yi Bilge Olmak İçin Satmayacağım Yaştayım

Nasıl geçti yıllar birden, sormayın…
Çok da önemi yok aslında geçen zamanın, ne yaşadığındır yaş dediğin şey. Her doğumgünümde, bir kez daha hissetmeye başladım, sonu değil yolu, varması değil yaşamasıdır mühim olan.

Hayat koşturmacasından tadına varamadığımız onca şey var ki, aslında başarmış olduklarımızın bile farkına varamıyoruz. Bu hafta doğumgünümde arayan bir dostum, ”seninle yıllardır olduğun gibi gurur duyuyorum ama başardıklarının da farkına var” deyip en güzel hediyeyi verdi. İnsanın, böyle zamanı durduran dostları olmalı hayatta, durdum ve baktım aynaya, yeni yaşımda, olmak istediğim yerdeydim aslında. Sağım solum aşk olmuş, Sabancı’dan zenginim. İnsan daha ne ister ki… Ama istiyoruz, hep daha fazlasını istiyoruz, hele biz üreten insanların, ürettikçe coşan kalpleri, ölmeden daha fazlasını yazmak, söylemek, oynamak için, hep telaş mağduru. Kendi kendime yetemeden öleceğim, biliyorum, bu anlamda, bari arkamda daha çok şey kalsın istiyorum, bundandır başardıklarımın tadını çıkartamamam arada. (Böylesi daha iyi bence dostum, nasılsa sen hatırlatır durdurursun zamanımı 😉 )

Hatırlanmak güzel şey, bıraktığın izleri görüyorsun. Yoksa doğumgünü bahane, bana her gün bayram. ”Rengarenk uçurtmalarım varmış meğer benim” diyorum hala, çok şükür. Bir mesaj, bir telefon, bir çiçek, sıcacık bir ses, varoluşunu kutluyor, Dünya’da bundan daha güzel bir şey olamaz bence. Toplu alışverişe sevk eden, uydurulmuş özel günleri sevmem, kişiye özel olan günler daha mühimdir bana göre. Bizim sektörde, birbirinin başarısını kutlamaktan korkulur her nedense, gözler kör, kulaklar sağır oluverebiliyor. Galiba, mucizevi şekilde başka bir sanatçının albümünü, yeni klibini tebrik edince, kendi şöhretinin incileri dökülüyor. Neyse ki ben ve etrafımdakiler, incinin değil, paylaşmanın ve insanın peşindeyiz. Bir gün, şöhret de, dökülmesin diye sakındığın incilerin de bittiğinde, uçurtmasız kalabilme ihtimaline yelken açar insan. İşte bu yüzden, sona değil, yola bakıp, varmaya değil, yaşamaya uğraşıyorum. Yıllar geçerse geçsin, biz güzel akalım… 🙂

İSTANBUL PLAKASIYIM
Hayatımıza her giren insanın bir nedeni var derler, kimi ömürlük kalıyor, kimisi geçiyor. Hepsi bize birşeyler katıyor. Karşıdan bakmak lazım hayatlarımıza arada, içindeyken göremediğimiz o kadar çok şey var ki… Her doğumgünümde yaptığım şeydir, kendime başkasının gözüyle bakmak, ”bu kız, bu yıl neler yaptı?” diye, izlerim kendimi. İnsanın kendiyle hesaplaşması gerek, yola devam edebilmek için. Bedelini ödemediğin hiçbirşeyin kıymetini bilemezsin, ne aldın, ne verdin, bir bakacaksın ki, attığın adımın izi kalsın. ‘’Ne istiyorum şu hayatta aslında?” yı bulmak lazım. Değişiyoruz, isteklerimiz de değişiyor, değişmeli de… Yoksa, tatsız bir film çekmiş gibi göçeriz buradan. Bunca değişkenlik içinde, asıl istek, keyif almak olmalı. En azından, benimki öyle. Ne yaşıyor olursam olayım, keyfini çıkartarak yaşamaktır tek bildiğim. Şiirdeki gibi, ‘’yolun yarısına az kaldı, iyi ki doğdun’’ diye kutladı bir arkadaşım da doğumgünümü, ”yaşım kaç ki?” diye düşündüm okuyunca önce, ”panik mi olmalıyım?” dedi egom birden, sonra geçti 🙂 Acının da ,aşkın da, dostun da, tadına vardığım yaştayım, İstanbul plakasıyım, Ferrari’m olsa, bilge olmak için satmayıp, parasını kimsesiz çocuklara dağıtacağım noktadayım. Yolumun yarısı mı, sonuna yakını mı bilemem ama asfalta değil toprağa basıyor ayaklarım, git gide çoğalıyorum. Fotoğrafta eksilenlere de üzülmüyorum, gülümseyerek anıyorum, biliyorum ki, onlar da kendi topraklarında çoğalıyorlar. Bir gün, başka toprakta, yan yana çiçek de açabiliriz, hayat bu… Kendini baştan yazmaya cesaretin olduktan sonra, küllerinden doğmak imkansız değil. Birden seni anlayan, aydınlatan, yepyeni yıldızlar yağabiliyor evine, nasıl kucaklayacağını şaşırıyorsun. Görmeyi bilene, hayatta çok güzel hediyeler var. Bu yıl da payıma düşeni aldım ben, hepiniz hoşgeldiniz hayatıma, müziğinizle, kaleminizle, kameranızla, sesinizle, kalbinizle, gülümseyişinizle, sarılışınızla… ”Ne kadar çalıştığını biliyorum, ne zaman ihtiyacın olursa yanındayım” diyenleriniz çok olsun sizin de… (o kendini biliyor) Hayatıma girme nedenlerinizi bilmiyorum ama nasıllarınız cennet gibi…

Uçurtmalarıma gülümsüyorum, hesapsız kitapsız seviyorum onları, nasıl geçerse geçsin, yıllar sevdiklerimle güzel. Gökyüzümü rengarenk kılan herkes için doğmuşum ben, iyi ki… Kendimi baştan yazmışlığımdan bir demetle sonlandırıyorum yazımı. Yazdığım en içi yaşanmışlık dolu sözüm de bu şarkıda ”lara lara lal lal laaa” diye geçiyor ,tam da oraya kilitledim anlatmadıklarımı, bulan beni arasın 😉

(Nisan 2015)

Aşk’a Uyanın Gerisi Kolay…

Merve Çaloğlu

merve@mervecaloglu.com

info@mervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)