Ha Gayret Küçük Prens

Ne olacağını merak ediyoruz hep… Olan oluyor, hem de şu an. Yaptıklarımız, verdiğimiz kararlar, hatta kurduğumuz hayaller, geleceğimizi şekillendiriyor. Kurmaya cesaret edemediğimiz hayaller, arkamızdan ağlıyor. İstesek olacak ama kendimizi yeterli bulmuyoruz çoğu zaman, vazgeçiyoruz. Böylelikle çoğalıyor ‘’keşke”ler, ”şimdiki aklım olsa’’lar…
Benden büyük jenerasyon insanlarla sohbet ettiğimde, hep bir ”gençliğinin kıymetini bil’’ler havada uçuşmakta. Kendi yaşıtlarımdan evli olanlar ”sakın evlenme, hayat sana güzel” modunda, bekarlar ise ”evde kaldım, nereye kadar rakı balık?’’ adlı single çalışmalarını tüm sevenleriyle paylaşmaktalar 🙂 Kimisi hayattan zerre kadar zevk almamaya başlamış, ne yapsa kesmiyor.

Geçen gün, onlarca nerden tanıdığımı bilmediğim facebook arkadaşlarımdan birinin yazdığı güncellemeyi okudum. Daha 26 yaşında, yaşadığı şehirden, okulunu bitirmesine rağmen istediği işi bulamamasından, dolayısıyla hala ailesiyle yaşadığı için onlarla yaşadığı sorunlardan ve genel olarak hayattan bezmişliğini, trajikomik bir şekilde sayfasında paylaşmış ve ” ”pozitif düşün” gibi yorumlar yazmamanızı rica ediyorum ” diye de sonlandırmıştı cümlelerini. Hiç tanışmamamıza rağmen cevap yazmak istedim. Yazdıklarım, istemediği halde, tamamen pozitif şeylerdi ama onda doping etkisi yarattı, hatta aldığı en güzel yorum olduğunu belirterek teşekkür etti. Oysa yaptığım tek şey, kurduğu cümleki en güzel şeyin yaşı olduğunu ona söylemem oldu bence. Ona bir ayna tuttum, bakıp görmeyi seçti çok şükür. Gencecik, sağlıklı, herşeyi yapabilecek zekaya sahip, önünde uzun yıllar olan birinin, tanımadığı birinin cümlesiyle silkinip, kendine gelmesi, hem hoşuma gitti, hem de yalnızlığımızın ne denli büyük olduğunu bir kez daha gösterdi. Birbirimize daha çok ihtiyacımız var demek ki, birbirimizi anlamaya ve en önemlisi dinlemeye daha çok özen göstermeliyiz. Sorudan, kendimize göre, kendi hayatımıza yontup anladığımıza değil, o insanın aslında bize ne sorduğuna bakmamız gerekiyor. Arkadaşa iş bulmadım, yaşadığı şehirden ve sorunlarından uzaklaştırmadım ama devam edecek gücün kendisinde olduğunu hatırlamaya ihtiyacı olduğunu gördüm ve hatırlattım, hepsi bu. Kurmaya cesaret edemeyeceği hayali kalmaz dilerim.

KENDİNİ SEVMEK…
Biliyorum, bazen ne yapsan olmuyor gibine gelir, elinden geleni yapmışsındır ama çözemezsin bir türlü düğümleri, oysa herşeyi doğru yapmışsındır ama ya zaman yanlıştır, ya mekan. Kendinden vazgeçmemen gereken an, işte o andır. Sana söylemek istediği bir şey var o zaman hayatın. Biraz uzaktan bakacaksın kendine, biraz uzaklaşacaksın kafanı allak bullak eden seslerden, başlangıç noktanı hatırlayacaksın hep, neyi neden yaptığının hesabını vereceksin hep kendine … Sen kendine inanmadığın sürece, hiçkimseyi inandıramayacağını bileceksin. Beklentilerini başkasına yük etmeyeceksin, olmuyorsa, isteklerin ve yaptıkların arasında bir dengesizlik var demektir. İçini dinginleştirdikçe, inançla çalıştıkça, neyi neden istediğini bilince, önünde hiçbir engel kalmayacak. O zaman açılıyor hiç beklemediğin yerden kapılar. O hep aradığın huzuru uzaklarda değil, içinde bulmayı keşfedeceksin. Aldığın nefese, hayatında olanlara, yaptıklarına ve yapabileceklerine teşekkür edeceksin. İnan, sonra hayat da sana teşekkür edecek.

Öylesine yaşıyorsak bir şeyleri, zaman kaybından öteye gitmemize imkan yoktur. Hiçbir şey öylesine yaşanmamalı, bir anlamı olmalı attığın her adımın, kurduğun her bağın hatta vazgeçtiğin herşeyin bile. Aynı şeyleri yaparak geçirdiğin iki gün bile birbirinden farklıdır. Güneş her gün aynı yerden farklı doğar, her akşam da ortalığı bambaşka renklere bulayarak farklı batar. Yaşadığın en boş gün bile anlamsız değilken, farkına varmadan geçirdiğin zamana, yaşlanınca hayıflanmamak için kolları sıvasak mı artık? Birilerine yardım eli uzatmak bile, hayata ve kendine anlam katmaktır. Tanımadığın birine en bedavasından bir gülümseme bile hayat kurtarabiliyor. Sevmekse tüm yaşantımıza anlam katıyor, emek veriyoruz çünkü, vermeliyiz… Etrafta binlerce gül olduğunu gören Küçük Prens’in, kendini kandıran gülüne neden bu kadar üzüldüğünün hikayesi gibi… Çünkü o güle emek vermiştir, zamanını vermiştir, sevgisini katmıştır. Onun gülü, binlerce güle bedeldir. Hepimizin bize ait bir gülü olmalı ve hepimiz birinin gülü olmalıyız. Hesapsız kitapsız, yalansız dolansız, çıkarsız, olduğumuz gibi, ruhlarımızın birbirine bulandığı ilişkiler için, ”evde kaldım’’ endişesiyle verilen yanlış kararlardan, ”ama çocuk için katlanıyorum bu evliliğe, sen anlamazsın” kafalarından kurtulmakta fayda görüyorum. ”Ben bu saatten sonra en baştan başlayamam” derken, kalan ömrünü dipsiz kuyularda geçirme kararı alanları, Allah da kurtarmıyor(kesin bilgi).

Şimdi size karmaşık gibi görünen, içinde ”iş, aşk, evlilik, bekarlık sultanlık, kendini gerçekleştirmek, hayattan baymak’’ temalarından oluşan yazımda, tüm hayalleri arkamızdan ağlatmamak için var olan, eşsiz ve tek formülü söylüyorum: Kendini sevmek! ”Ben zaten kendimi seviyorum” diyenleriniz, size yapılan haksızlıkları liste halinde yazın, sonra size mi yapılmış, yoksa siz mi izin vermişsiniz ona bakın…
Şimdiki aklın, şimdi de var, keşkelerin geçmişte kaldı, merak etme, olacak olanı da sen seçeceksin. Oyun kendinden, değerinden, kendi gülünden yana olsun… Bizi, bir tek, gerçek sevgi kurtaracak.
Bir istersen olacak, ha gayret dostum 😉

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve@mervecaloglu.com

info@mervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)