İnceldiğim Yerden Koptum

Biz Heybeli’de, her gece, mehtaba çıkıyoruz… Şarkısına hapsolmamış güzelliktedir Heybeliada geceleri. Bayram dolayısıyla, adalı halktan ziyade, bir çok tatilciyi ağırlayan adada, şöyle bir etrafa baktım bu gece… Kimse ne mehtabı görüyor, ne de gecenin güzelliğini. Herkesin elinde bir akıllı telefon, varsa yoksa sosyal medya. ”İnternet hayatımıza girmeden önce ne yapıyorduk?’’ diye, hafıza kaybı yaşamaya bile başladık. Şu an, cep telefonsuz ve internetsiz hayat, hepimize imkansız gibi gözükse de, insan bulunduğu ortama ayak uydurabilen bir varlıktır. Bir şekilde yine yaşarız, eskiden olduğu gibi… Elbette internetin, gerek iş, gerekse hayatı pratikleştirme anlamında faydası çok büyük, ancak anı yakalayacağız, sonra da paylaşacağız, daha sonra da gelen yorumlara cevap vereceğiz diye, içinde bulunduğumuz gerçek zamanı yaşayamaz hale gelmemiz, içler acısı.

Bu bayramda adaya gelen insanlardan, anın tadını çıkaranlar, sadece ve sadece bebekler ve elinde İpad ya da telefon bulunmayan çocuklar oldu. Sosyal medya yüzünden asosyalleşen ebeveynler, 2015 Kurban Bayramı’nda nerede olduklarını, ileriki senelerde hatırlamayacaklar bile. (İnstagram hesaplarında geçmişe giderlerse, bol bol fotoğraf çektirdiklerini görecekler o ayrı…) Heybeli’nin mehtabı güme gitti, geçmiş olsun! Aynı tuzağın içine ben de düşüyorum zaman zaman ama mücadelesini verince kurtuluyorsun. Kesinlikle, birebir buluşmalarda, o telefon, çok acil bir haber beklenmiyorsa sessize alınmalı, nefes almak için gidilen yerlerde, fotoğraf çekmeler tamamladıktan sonra, ana dönüp yaşanmalı, paylaşımları yaparken gün batımını kaçırmamalı, birbirinin gözünün içine bakarak yapılacak bir sohbetin, asla ve asla bir fotoğraftan daha değerli olduğu unutulmamalı ve güzelim sonbaharın, güzelim ada mehtabını kaçıracak kadar da hayata dair kaygılı ve stresli olmamalıyız.

Ruhumuza en iyi gelen şey, sevdiklerimizle geçirdiğimiz sağlıklı, güzel ve doya doya yaşanan anlardır şüphesiz. Bu anları kimsenin bozmasına izin vermemiz gerekirken, sosyal medyanın prangalı koridorlarında, kendi kendimizin celladı olmayalım derim. Şahsen fotoğraf sanatına bir hayli ilgim olmasına rağmen, yaşadığım anların hafızamdaki hatırası, eski fotoğraflardan daha kıymetli benim için. Baktığında sende hiç iz bırakmamış bir günün fotoğrafı, sadece gereksiz bir yansımadır geçmişten ve bugününe de hiç katkısı yoktur. Geleceği şekillendirmek için, şu an yaptıklarımızın büyük önemi var. Kendini iyi hissetmek için, at gözlüklerini çıkartıp, etrafına bakabilmen gerekiyor. Anı yaşamak denen, safsata gibi tınlayan, yeni nesil yaşam koçu tanımlamasıysa, ancak ve ancak bakmaya ve görmeye başlamakla mümkün. Ancak böylelikle mehtabın ışığı içimizi aydınlatmaya başlar, bir de bunu sevdiğinizle paylaşabiliyorsanız, tadından yenmez bir ”an yaşama’’ ve hayattan keyif alma programını başarıyla tamamlamış olursunuz. Bu basit ve güzel ‘’an”ı yarınınızdan, yarınınızıysa geleceğinizden, yalnızca ektiğiniz şekilde biçersiniz. Geçirdiğin güzel bir geceyi, gülümseyerek uyandığın bir sabah olarak biçersin. Bugün elinizde gülümsemeye değecek ve ekecek hiçbir güzel şey yoksa, işe, yarın için biraz hayal ve umut ekmekle başlamak, güzel bir başlangıç olacaktır. Emin olun, sadece 5 dakika, bir ağaca bakarken bile mola verebiliyoruz, kör kuyularımızın karanlığı bir yere kaçmıyor biz istemedikçe… 😉

Merve Çaloğlu

UCUNDA ÖLÜM VAR YAŞASANA!
Suçlu, sadece sosyal medya da değil elbette, bir şeye körü körüne bağımlı olmaktır aslında mesele. Aynı bilinçsizlikle sorunlarımıza, iş stresimize, sevgili problemlerimize, arkadaş dertlerine de sıkı sıkıya tutunmak, farkında olmadan yaptığımız gönüllü köleliklerimiz arasında yer almakta. ”Bu kadar derdim varken, ben nasıl anda kalayım, bir de tadını çıkartayım?” diyorsanız, surat asmaya devam edebilir, hatta yazımın devamını da okumayabilirsiniz. Siz istemedikçe, sorunlu hayatlarınızda bir şey değişmeyecek nasılsa. İnsan sıkıntılarla boğuşurken, bu hayatın bir sonu olduğu gerçeğinden uzaklaşır ve hiç ölmeyecekmişcesine, dertler denizinde boğulmaya başlar. Boğulmaz ama… Bir gün, yine suyun üstünde olduğunu farkettiği anda, bir bakar ki; kaybettiği şey, sadece zamandır. Size üzülmeyin, hiçbirşeyi kafanıza takmayın, sorunlarınıza çözüm bulmaya çalışmayın demiyorum ama kendinize küçük molalar verin. Bunu, bu yaza girerken, yaz reçetesi diye yazdığım ”TEBDİL-İ KAFADA FERAHLIK VARDIR” adlı yazımı okuyan biri, ”dediklerini yapmak için paraya ihtiyaç var ama herkes yapamaz’’ şeklinde yorumlamıştı. Oysa verilecek molalar;
*Kafayı kaldırıp aya bakmak
*Sevgisizlikten öldürmek üzere olduğun ruhun için, zırt pırt tutulan ayı örnek alıp, Aşk Tutulması yaşamak
*Aldığın nefesi derinleştirmek (astım, kalp, bronşite iyi gelir)
*Astığın suratı rahatlatmak (botox’a gerek kalmaz)
*Telefona eğdiğin boynunu yukarıya kaldırmak(boyun fıtığına iyi gelir)
*Dertlerinle sıkıştırdığın kalbini, bir dost sohbetiyle yumuşatmak (endişeyi yatıştırır, rakıyla da güzel gider)…
gibi, vergi alınmayan, bedava şeylerden oluşmakta.

Parası olup, sürekli seyahate giden ve gittiği yerde de kafayı internetten kaldırmayan ya da birbirini yiyen, hatta tatilde sevgilisinden çok, telefon ekranını gören, denize karşı bile iş güç düşünen, yani gittiği yere dertli kafasını taşıyan insanlar tanıyorum. İşkolikliğimden mütevellit, tatilin ilk günü, ben de adapte olmakta zorlanmaktayım, rahatlamamak için ruhum da bedenim de büyük direnç gösterir ama hep, ”dönünce nasılsa beni bekliyorlar, şimdi gerçekten yanımda olana bitene odaklanıyorum” der ve şalteri indiririm. Yapın bunu, hiçbir şey kaybetmiyorsunuz, kazancınızsa, yüzünüze gelen kan, ruhunuza giren şifa, beyninize giden oksijen oluyor. Gün içinde de en daraldığınız anda, 5 dakika durun ve nefes alıp etrafa bakın. Varsa deniz, çiçek, hiç yoksa gökyüzü, bedava kaçış alanınız olsun. Sorunlar çözüleceği varsa çözülüyorlar, en azından ölümlü olduğunuzu hatırlar ve rahatlarsınız. Hepimizin ucunda ölüm var, ben inceldiğim yerden kopuyorum, güzel oluyor…

Bu bayramı da sevdiklerimle, elimden geldiğince anı yaşayarak, hatırlayacağım günlerin fotoğrafını çekerek geçirdim. Sosyal medyada oldukça aktif paylaşımlarım olmasına rağmen, sosyal hayattaki yüzdemin daha fazla olmasına özen gösteriyorum. Hiç tanımadığım okuyucu ve dinleyici dostlardan aldığım bayram mesajları içinse, hala interneti seviyorum, güzel dilekleriniz, yorumlarınız ve benden beklentileriniz için ayrı ayrı teşekkürü borç bilirim 🙂 Tanımadığım içten müzik dinleyicim ve okurumla beni buluşturan sosyal medya, sen de büyüksün ama bir çift çok sevdiğim mavi gözle, karşılıklı anı yaşamama ve sonbaharda adanın mis kokan doğasını içime çekmeme engel olamadın, ben daha büyüğüm 😉

Kalbimde aşk tutulması, tepemde Heybeli mehtabı, mail kutumda bayramımı kutlayan ve yeni şarkılarımı soran müziksever dostlarımla, ülke gündemiymiş, müzik susturulamaz sorunsalıymış, sektörümün içler acısı haliymiş bana vız gelir. Bir nefesim, bir sürü yeni şarkımla mehtaba çıkar, yine inceldiğim yerden koparım. Unutmayın, akıllı olan telefonlarınız değil, sizsiniz. Elinizdeki insan yapımı organ, sadece fotoğrafını çeker, sizse her duyunuzla hisseder ve o anı yaşayabilirsiniz. Henüz geç değil, hadi inceldiğiniz yerden kopun, like’lar değil, yaşanmış gerçek anlar geleceğinize yansısın.

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve@mervecaloglu.com

info@mervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)