Fotoğraftaki Oyuncu Kale’mdir!

Bir Yaz gecesi Rüyası’ydı, ömürlük bir masala döndü, Shakespeare yaşasa, alnımızdan öper…
Yıl 2010, tiyatro yaşantımın en unutulmaz projesine seçildim, büyük prodüksiyon, dev kadro, hem Shakespeare, hem müzikal, Merve daha ne ister ki… Bizim sektörde, her girdiğin yeni projeyle birlikte hayatına kattıkların, profesyonel tecrübelerden ziyade, yepyeni insanlar oluyor. Şimdi görüyorum ki, o oyuna başladığım ilk gün, meğer yıllar içinde vazgeçilmez olacak olan dostluklara gebeymiş. ”Uzak Yollar’’, albümümün ismi olmaktan öte, anlamına yakışır şekilde yol almaya devam ettikçe, hem mutluluk hem de tarifsiz bir şükranla doluyorum hayata. ‘’Başarı” dediğimiz soyut kavram, sende ve karşındakinde bırakabildiğin ize göre, ete kemiğe bürünebiliyor. Asıl başarı, o yollardan geçerken yanında olan, sana ayna tutan ve bir telefonunla koşa koşa gelen dostlara sahip olmak. ‘’Başarılı insan olmak’’ diye bir şey yoktur. İnsan, insan olmayı başarmalı, başarılı işler vardır’’ dedi, bu yoldaki en büyük kazançlarımdan biri;
Tamer Karadağlı…

Hayata anlam katmak için durmadan şarkılar, besteler ve yazılar yazmakta olan biri olarak, en zor şeyin, kendini tarif etmek olduğunu düşünüyorum. Ne iş yapıyorsun dediklerinde ‘’Aşkçıyım’’ dememin sebebi de burdan geliyor. Hepsini, içimde yanan sonsuz ateşle ve aşkla yapıyorum. Geçenlerde, çok sevdiğim, ülkemizin önemli isimlerinden biri ‘’on parmağında on marifet, tiyatro mu, müzik mi, yazmak mı? Hangisiyle daha çok tatmin oluyorsun?’’ diye sordu. ”Masal gibi dostluklar kurmakla…” diye yanıtladım. Yaptığın hiçbir şeyin, tek başına olduğun sürece, bir anlamı yok bana göre… Sanat dediğin şey, insan için yapılıyorken, insan biriktiremediysen eğer ve paylaşamadıysan, ne yapmış olursan ol, hiç bir anlam ifade etmiyor. Bu hafta, yepyeni şarkımın klip çekimi vardı. Beni ikinci klibim Sarhoştur Geceler’de de kırmayıp, klibimin kahramanı olmayı kabul eden Tamer Karadağlı, yine tüm güzel enerjisiyle yanımdaydı. Kar kış demeden röportaja gelen magazinci dostlarımızın da şaşırdığı, ”sektörde bulunmayan bir destek” olarak tarif ettikleri bu dostlukla, elbette çok gurur duyuyor ve hislerimi tarif edecek kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. Tamer içinse, ”sektörde bulunmayan dostluk’’ tabiri, çok saçma. Tamamen olması gereken ve doğal bir durum olduğunu söylüyor. ”Çünkü sen Mervesin’’ deyip kestirip atıyor mevzuyu 🙂

Siz siz olun, hep kendiniz olun ey okur, sizi olduğunuz gibi sevenlerle hayat, cennete dönüşüyor. ”Bu yüzyılda kimse kimseye yardım etmez, kimse kimsenin iyiliğini istemez” başlıklı kalıplaşmış zehirlemelerden, kendinizi uzak tutun. Sevdiklerinizden yardım isteyin, kendiniz gibi olduğunuz, yaptığınız iş için emek verdiğiniz sürece, bunun kıymetini bilenler yanınızda oluyor. Hatta aynanız olup, size tüm kaos içinde unuttuğunuz benliğinizi bile hatırlatıyorlar.

REFLEKSLERİMİZDEN ÖP BİZİ PAMUK PRENS !
İnsanları yaptıkları işe, bulundukları konuma, şöhretlerine göre değerlendirip, önyargılarla zihnimizde yarattığımız başka kimliklerle görmeyi bir kenara bıraksak, ne de güzel olacak. Hiçbir şey ve hiçkimse dışardan göründüğü gibi değil, biraz da içerden bakmayı denesek keşke. ‘’Fotoğraftaki oyuncu?’’ diye çengel bulmacada soru olacak kadar şöhretli olmak, kolay iş değil. Seven de var, sevmeyen de, anlayan da var, çamur atan da… Sosyal medya hesabı bile bulunmamasına rağmen, sanki kendi ağzından yazılmış gibi, ortalıkta dolaşan abuk sabuk açıklamalar, birbiriyle tutarsız yalan başlıklar ve bunların içinde tüm sakinliği ve asaletiyle durmayı başaran bir adam tanıyorum. Ben daha yolumun başında, her tökezlediğimde ona danışıp, ufacık sorunlarıma çare ararken, sabırla tecrübelerini benimle paylaşan, hakkında yazılanların tam tersine, dediğinin ve yaptığının daima arkasında duran bir kişilik, şahane bir baba ve koca yürekli bir dost benim için o…
Benim çevremdekiler de tanıdıklarında ”ne kadar beyefendi ve iyi bir insanmış” diyorlar. Ben de ”önceden tanımıyordunuz ki zaten, şimdi tanıştınız” diyorum. Ne yazık ki, ”her okuduğumuza inanmak, sırf ünlü diye normal insanların da yaptığı hataları, o yapınca günah saymak, anlamaya çalışmak yerine, peşin hükümle aforoz etmeye çalışmak…” gibi reflekslerimiz var. Gerçi bunlara, sevdiklerimi koruma içgüdüsüyle, ben kafayı takıyorum. O ise, hep kendiyle barışık haliyle, tüm bunlarla sakince başaçıkabiliyor oluşuyla, benim için, her geçen gün adeta bir ders olmayı başarıyor. Pek yakında başlayacak olan dizisiyse, herkesin oynamaya cesaret edemeyeceği bir senaryoya sahip. İsmi Pamuk Prens, kendini oynadığı ve hakkında gerçek hayatta söylenen herşeyle dalga geçtiği, keyifli bir komedi. Kimine göre canavar olan, kimine göre bir prens. Ne mutlu aslını görmek isyetenlere… Gereksiz reflekslerimizden öpecek bir dizi geliyor, şimdi onlar düşünsün! 😉

”Bu sektörde dost olmaz” diyenlere verecek çok güzel cevaplara sahip oldum yıllar içinde. Dostluk dediğin şeyin, zamanla, mekanla, sektörle alakası yoktur. En azından bende hiç alakası olmadı. Dost olamayışların sebebi, sadece ve sadece gelişememişlik, kendini bulamamışlık, egoyla başa çıkamamışlıkla alakalıdır. Oysa tam tersine, sanatın gelişebilmesi için, sanatçının sanatçıyla dirsek temasında olması gerekmekte, bana göre. Birbirimize gecenin körü, şarkılarımızı dinletip, çok güzel beyin fırtınaları yaptığımız dostlarım da var benim. ”Bu şarkın çok güzel, keşke ben yazsaydım, ohaa bunu nasıl yazdın, helal olsun!’’ deyip, karşılıklı birbirimizin kalemiyle gurur duyabildiğimiz dostluklar hem de… Şaşırtıcı değil mi? Bence, şaşırtıcı olan, şaşırtıcı gelmesi 🙂 Birileri şaşırırken, siz çoğalın, güzel oluyor. Kendini odalara kapatıp, tırnaklarını yiyenlere inat, daha iyisini yapmak için, güç birliği yapıp, elele verin. Müzik prodüksiyonu, masraflı bir iş. Ne kadar zorlandığımı, kazandığımı işime nasıl yatırdığımı anlatıp dert yanmayacağım. Hayat tercihlerden ibarettir. Daha kolay bir hayat seçip, dertsiz başıma dert almadan, sıkılarak yaşamak da bir tercih olabilirdi. Kendimi gerçekleştirmek için tüm gücümle çalışıp, yarattıklarımı ortaya çıkarmanın keyfini yaşamak da benim tercihim. Bu tercihime inanıp, yanımda olup, beni destekleyenlerse ödülümdür… Beni sektörün Sabancısı ilan edenler oluyor zaman zaman, kendi kendime bu kadar şeyi nasıl yaptığıma dair ucuz senaryolar yazanları bile duydum ve affettim. Çünkü asıl zenginliğin nereden geldiğini henüz keşfetmemiş olanlara sempatim olmasa da empatim insanlık görevimdir. Yukarıdaki satırları bir kez daha okumalarını rica ediyorum, zenginliğim biriktirdiğim dostluklardır, borç veremem. Kendiniz olun, sizin de olsun 😉

Shakespeare, insanı ve doğasını en güzel şekilde anlatır, bana da şahane bir insan hediye etti. Kendisine sorsam, ”ben olduğum için”, bana sorsanız, yolumun mucizesi… Bu yazı, hazır Uzak Yollar’dan sonraki yeni çalışmamı sizlere sunmak üzereyken, birlikte yürüdüğüm tüm dostlarıma da, kalbimdekileri anlatmakta yetersiz ama Mervesel bir teşekkür olsun. Uzakları yakın kılan bir yol arkadaşı, kumdan değil, harcı sağlam yıkılmaz bir kale olan Tamer Karadağlı’ya sevgilerimle…
”İyi ki varsın, hep de ol” diyebileceğiniz insanlara sahipseniz, sonsuz loto sizindir. Ben Sabancıyım, ya siz?

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

[email protected]

infoæmervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)