Saatsiz Aşık Takvimi

Düzen müthiş işliyor da biz insanoğulları, anlamaya çalışarak kaçırıyoruz mevzuları… Bırak, gözünün önünde nefesin, solumana bak… ‬Giden, tam da gitmesi gerektiğinde gidiyor, kal deme, kalacak olan kalıyor, ona daha sıkı sarıl, yeter. Üzülmek için hep daha güçlü sebeplerin olsun. İlla üzüleceksen, seni sonsuz kılanlara az sarılmana üzül, kibrine, egosuna, hatır tanımayıp yenilenlere üzülmek, akrebi yelkovana küstürmek… Saçmalama, akrep yelkovana küsmez, insan icadı bu saatler, oysa sen, seni zamansız sevenlerde akıyorsun hep, işte müthiş düzenin bu senin, zamansızlık seni onlara işliyor…

Birbirimizin karşısına boşuna çıkmıyoruz, hayatmızı alt üst eden kişilerin bile üzerimizde emeği büyük. Yıllardır görüşememekten, tanıdığını bile unuttuğun arkadaşlarının, üzerinde öyle çok izi var ki aslında… Ya da çok tanımadığın ama tanışır tanışmaz içini görebildiğin kişilerin sana katacakları şeyler belki de daha çok. Kısaca, insana insan lazım. Gitse de kalsa da herkes birbirine bir sebep borçlu. Hayat, tam da olması gerektiği zaman, o borçları teker teker ödetiyor. Taşlar yerine oturuyor. Su akıp, yolunu buluyor. O su biziz işte, kendi çağlayışımızdan, etrafı duyamıyoruz ve olanı göremiyoruz çoğu zaman. Hani şu ”her işte bir hayır vardır, olmuyorsa bir nedeni vardır” inancı var ya, onu da biz yarattık. Olmuyorsa, o neden, düşünce şeklimizle oldurtmamamızdan ve belki de hala bir yerde ısrarla göremediğimiz eksiklerimizden ibaret. Ya da içten içe istemiyoruzdur, kendimize bahaneler, endişeler üretip, sonra da ”olmadı” diye söyleniyoruzdur. Çünkü bu düzen, biz neyi nasıl istersek, tam da öyle veriyor. Alıcı biziz, bu kanaldan memnun değilsek, ayarlarımızla oynamamız gerekiyor. ”Bir gün ya da zamanı gelince hayallerimize kavuşacağız” bekleyişiyle, 80 yaşına gelmeyi beklememize gerek yok, sen 80 yaşındaki kafana bir an önce er, yeter, bekleme yapma! Bunun için, öncelikle bizi çevreleyen ve farkında olmadan etkileyen seslere dikkat etmemiz gerekiyor, ey okur. İnsana insan lazım ama karşılıklı paylaşım ve alma verme dengesi olmayan ilişkileri, kesinlikle hayatınızdan çıkartmalısınız. ”İzler yaraya dönüşsün, ben daha akıllanmadım” diyenleri tenzih ederek, başlayalım öyleyse:

*Size, ”herşey nasip kısmet, zamanı gelince olur canım olur” diye kocakarı tesellileri verenlerden de, olduğunuz halinizden soğumanızı sağlayan, demoralize edici cümleler kurma şampiyonlarından da, ”o iş öyle olmaz’’cı ukalalardan da sakınınız. O iş, siz nasıl isterseniz, öyle güzel, tamam ve doğru olur. Kendinizi iyi hissettiğiniz sürece, olduğunuz halinizle herzaman muhteşemsiniz. İyi hissetmiyorsanız da değişimi kimseden öğrenecek değilsiniz. Biraz spor, iki yeni saç modeli, üç beş değişik kıyafet ve bütçeye göre kozmetik alışverişi, biraz konser, tiyatro, kesmezse gece hayatı, sizi kendinize getirir.

*Siz, sizi kendinize neyin getireceğini zaten bilirsiniz.

*Biraz kilo alınca ”kilo mu aldın?” diye soranda iyi niyet aramaya devam etmeyin, siz aşk acısı çekerken de muhtemelen ‘’boşver’’ diyecektir.

*Dibe vurmuşken, elini uzatmak yerine ukalalık yapanı da siliverin.

*Sırf yalnız kalmamak için, sizi aslında uyuz eden, huzursuz hissettiren kişilerle görüşmeyi de kesin. Kendine saygı, tekbaşınalığınızın keyfini sürebilmekle başlar.

*Sevin kendinizi, saçlarınızı, gözlerinizi, sahip olduğunuz yeteneklerinizi, gülüşünüzü, sabah uyanışınızı, nefes alışınızı daha çok sevin. Kimsenin hatırlatmasına gerek yok, olduğunuz gibi özelsiniz ve bu dünyaya yaşamak için doğdunuz, gerisi sonradan hayatınıza eklendi.

*Herzaman sizi endişelendirecek şeyler olacak, çözüm bulamıyorsanız, bir an düşünmeyi bırakın, derin derin nefes alın. Bu, bedeninizi ne kadar sıktığınızı farketmenizi sağlar, kendinize bu eziyeti yapmaya değer mi o endişeler, bir daha düşünün …

*Olmasını istediğiniz şekil için, ertelemeler olur bazen, bazen de birilerini kaybedersiniz. Oysa, ne ertelemedir olan, ne de kaybediş. İstediğiniz hal için yola çıkmışsınızdır artık ve size o yolda köstek olanlardan da arınıyorsunuzdur. Hayata hep aynı pencereden bakmamakta fayda var.

CHECK-İN YASASI
Bu bir kış reçetesi değil, onları yazdım, uygulayan uyguladı, şifa görenlerle de kucaklaştık. Görüldüğü üzere, iki mühim mevzumuz var birbiriyle içiçe geçmiş, insanlar ve zaman. Hep kovaladığımız, yetişmeye çalıştığımız, sevindiğimiz ya da üzüldüğümüz şeyler, bu ikisinin etrafında dönmekte. Zamanında olmazsa üzülüyor, beklemediğimiz anda sevinebiliyor, hep birilerine yetişmeye, sevmeye, sevdirmeye çalışıyoruz kendimizi. Rötar yapmış bir uçak düşünün, biz de yolcuyuz. Amacımız sağ salim evimize dönmek. Asıl amaç buyken, rötar yaptı diye sinir katsayımız tavan yapabiliyor. Niye? İstediğimiz zaman diliminde amacımıza ulaşamıyoruz diye. O uçak rötar yapmasa, gerekli bakımlar yapılmadan bindiğimiz uçak, bizi muhtemelen amacımıza ulaştıramayacak. Yani aslında biz amacımıza ulaşıyoruz, sağ salim evimize varıyoruz. Burada kaybettiğimiz, bir zaman aralığı oldu sadece, o da bizim saplantılı zaman algımızla alakalı ama aşacağız inşallah 😉 Şimdi bu çok kıymetli zamanı kaybetmemek için yapabileceklerimize bir bakalım;

Olaya zaman kaybı olarak bakmayıp, rötar yaptığımız süre içinde, ertelediğimiz işlerimizi yaparak kazançlı çıkabiliriz, mesela ben haftalık yazıma başlayabilirim, bilgisayarım yanımdaysa ya da telefon görüşmelerimi yapabilirim, okumaya zaman bulamamaktan yakınanlar kitap okuyabilirler ya da oturup, kendilerine güzel bir yemek ısmarlayıp, biraz hayattan çalmanın tadına varabilirler. Bir başka seçenekse, daha az rötar yapan bir havayolu şirketiyle uçmak olabilir ki, bunları az çok biliyoruz artık. Bu saçma örnekleri veriyorum çünkü yediğimiz rötarı bile aslında biz hakediyoruz sevgili okur. ”Çekim yasasına inanmıyorum’’ diyenlere, ilkokul çocuğuna anlatır gibi anlatmak istedim ki, bunun bir inanç meselesi olmadığını artık anlayalım. İnanarak çekmiyorsun başına gelenleri, nasıl istesen, tam da öyle yaşıyorsun hayatı, hepsi bu. ”Ben sağ salim eve uçayım ama rötar da yapmadan gideyim, tam da şu saatte evde/falanca yerde olayım” diyorsan, ona göre tedbir alır, o saatte evde/falanca yerde olabilirsin, istersen yaparsın, biliyorsun şampiyon, yorma hayatını bu kadar. İstanbul trafiğinde, Anadolu yakasından Avrupa’ya geçecek olan bir kişinin, arabasıyla köprüyü kullanarak çıkacağı yolculuğuna, randevusundan yarım saat önce çıkmasının sonucu, tamamen kendi hıyarlığıdır/yaratımıdır. Sonra ‘’noldu, ben geç kalmayayım diye evrene yalvardım, evren köprüde işlemiyor mu?” gibi kafa karışıklıklarıyla uğraşıp durmamız kaçınılmaz olur, benden söylemesi.

Çekim yasası ya da ”istediğini istediğin şekilde yaşamak” dediğimiz şey için gel, önce eşşeğini sağlam kazığa bağla, sevgili okur. Düşle tabii, herşey hayal etmekle başlar ama bunun için kalk ve birşeyler yapmaya başla, oku, araştır, hayat da karşına ipuçlarını çıkartacak, Merve sözü! Daha doğrusu, sen aradığın için bulacaksın, daha geç yatıp araştırdığın için gözüne çarpıverecek internette birşeyler, kalbini açtıkça, nefesini tutmadıkça, aynı dertlerin, kişilerin, geçmişin kölesi olmayı bıraktıkça, yeni ihtimaller, kalpler ve seçenekler kapına diziliverecek. İşte asıl buna inanacaksan inan. O noktada artık zamanla da kavgan bitiveriyor. ”Kaçan uçak olsun, rötar değil, keyif yedim” deyiveriyorsun. Saatlere takılmazsan, bir gün, hiç tanımadığın biriyle sohbet etmenin keyfine bile varırsın, o hayıflandığın kıymetli zamansa, su olup akar ve takvimler sonra o kişi, seni sana bile anlatıyor oluverir. Al sana zamansızlıklar diyarından sonsuz bir mucize…

Düzen biziz işte, müthiş işliyoruz zamana! Hala anlamaya çalıştığımız da kendimiziz. Karışmasın kafalar, sıkışmasın kalpler, derin derin nefes almak olmalı bizim işimiz. Mucizeyi meleğin tüyünde, telvenin dibinde, büyücünün evinde, ”olmaz o iş” diyenin dilinde, gıpta ile baktığının kibirinde arayanlara, sadece şans diliyorum. Şans mı? O sadece hazırlıklı zihinlere doğar. Hazır mısın o çok istediğin hayatı yaşamaya? Öyleyse dön bir bak o zaman kendine, içine, nefesine… Cevabını sana sen vereceksin, başkasına sorma. İlla saçmalayacaksak, akrep de biziz, yelkovan da! Saatsiz aşık takvimi bu, zamansızlık bizi doğru olana işleyecek, tam da istediğimiz gibi gerçek olacak düşlerimiz.
Evren’in suçu yok, Check-in’e gecikenin, yasası rötarlı oluyor.
Check-in’me, zamansızlığına sevin 😉
İyi yol bulmalar dilerim.
Ben denizim, ya siz?
(Takvimler önce yolda bulduğum, en zamansız ve özel dostuma)

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve@mervecaloglu.com

info@mervecaloglu.com

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)