Konfor Alanı

Franz Peter Schubert. Tanır mısınız? Ben de çok iyi tanıyor muyum emin değilim ama şu an fonda onun bestesi çalıyor. 1797 – 1828 tarihleri arasında yaşamış, kısa ömrüne rağmen ardında birçok eser bırakmış, Avusturya’lı ünlü, büyük besteci. İtiraf ediyorum; bu yazıyı yazabilmek için araştırdım da, hayatı hakkında biraz bilgiye sahip oldum. “Serenade” eminim bir çoğunuz daha önce çok kez dinlemiş, duymuşsunuzdur. Eğer merak ederseniz diye şuraya iliştiriyorum: https://open.spotify.com/track/6BdrHOEmokkSxTyxCojD6r?si=DSx1yg-nSFWFMYUJPVFM6A Belki de yazının bundan sonrasını, fonda çalan Serenade (Serenat) ya da belki de ikinci önerim olan, şimdilik ismini vermek istemediğim, bu eseri eşliğinde https://open.spotify.com/track/52GmHO5DikTIKc3yBmTTT1?si=o9T5snNhTlKueo7RnEgv2Aokursunuz…

 Nereden çıktı şimdi Schubert? Neden Schubert? Neden Bach değil? Beethoven değil de ısrarla Schubert? Gelin anlatayım…

 Bir adam sevdi bir kadın. Adam da onu sevdi, şüphesiz. Mesafeler vardı ama onlar bunu aşacaktı. Hangi sevgi, hangi aşk karşı koyamamıştı ki engellere! Bu, çok güzel giden hikayede birtakım değişimler olmaya başladı. Hayatında bazı dinamikler vardı adamın. Bir geçiş, bir dinlenme süreci belki de. İki perdeden oluşan tiyatro oyununun, “antrakt” diye tabir edilen “ara”sı gibi. Aldırmamaya çalıştı kadın. Sağlam durmaya ve sevgisinin gerektirdiği gibi her daim yanında olmaya çabaladı. Farkındaydı; bu bir geçiş süreciydi ve anlayışlı olması gerekiyordu.

 Kadın çabaladıkça, adam yoruldu. Kadın sağlam durdukça, adam yıkıldı. Yıkılan bir tek kendi hayatıymış gibi üstelik. Kadın durdu, düşündü, derin bir nefes aldı. Tüm bunları yaparken anlayışından bir şey kaybetmiyor, olduğu gibi kalmaya çok özen gösteriyordu. Kadın anlayışlı oldukça, adam aksileşiyordu. Adam, birkaç yol denedi önceleri. Baktı ki olmuyor, başka yollara başvurdu. Keşke hiç o yollara girmeseydi. İşte; o yollar dönüşü olmayan yolların ta kendisiydi! O çok sevdiği, ömrünün kalanını birlikte geçirmek istediği, hayran olduğu kadınının sevgisini sorgulamaya başlayınca, konfor alanından çıkamadığı anlaşılır olmuştu. Konfor alanı da ne demek?

 Konfor alanı; kişinin kendisini güvende ve kolayda hissettiği yer ve durumun kendisidir. Konfor alanında olmak, “kolay olan”da kalma halidir. Mutlaka hepimizin, kendine özgü konfor alanları vardır, olmalıdır da. Fakat kendini geliştirmek isteyen herkesin, yeri ve zamanı geldiğinde, insiyatif alarak konfor alanından çıkmayı bilmesi gerekir. Ne kazandırır bu bize? Atıllaşmamayı, değer verdiklerimizi ya da hayallerimizi daha yaşayamamışken, kaybetmemeyi. Kendimizden vazgeçmemeyi! Konfor alanından çıkmayı, yeni yollar keşfedebilmeyi, en azından deneme cesaretini gösterebilmiş her birey, hayallerinin peşinden gidebileceğinin sigorta poliçesini imzalamış olur bana kalırsa. Yalnız buraya dikkat; ömür boyu yenileme garantisi olmadan! Yani; her yeni tecrübede, her yeni meydan okumada, o duruma özel şartlarda, kendi belirlediğin kurallarla, “yeni”ye koşmanın, denemenin heyecanıyla, konfor alanından çıkmak için adım atmak… Bir başka deyişle; cesaret etmek!

 Ufak bir egzersizle başlamak ister misiniz? Her zaman gittiğiniz ve artık ezbere bildiğiniz bir yol yerine, ulaşacağınız aynı noktaya, farklı yollardan, bilmediğiniz sokaklardan geçerek gitmeyi deneyin. Yolda yürürken mantık yürütmek serbest ancak yolun kendisini yaşamak da olmazsa olmazlardan. Yol boyunca sıralanmış ağaçlar, kaldırımdaki kırık dökük taşlar, belki çamura bulanmış paçalarınızla yolu deneyimlemek… Yola kendini bırakmak, su gibi. Hani o çok duyduğunuz; suyun akıp da yolunu bulduğu gibi, akışa bırakmak, anda kalmak, anı yaşamak, olanı kabullenmek gibi…

 Konfor alanından çıkamamış, bildiği yollardan ayrılamamış, birkaç heyecan dışında, paçalarını çamura bulayamadan evinin yolunu tutmuştu adam. Kadın ise, konfor alanından çıkamayan birine el salladı sadece. Konfor alanından çıkmıştı kadın. Gidene gönlü olanı, vazgeçirmeye çalışmayarak, bırakabilmeyle barışık kalarak, bildiği ve güvendiği sevgisine rağmen anlaşılamamış olmayı kabule geçip, bir ispat yarışına girmeye çabalamayarak. Ardında, arkasında bırakabilmiş olarak. En çok da bir süreliğine, “mutsuz” olmayı göze alarak yani cesaret ederek…

 İkisi de Schubert’in bestesi olan önerilerimden, ilk linke mi yoksa ikincisine mi tıklamıştınız yazının başında? Belki ikisine de tıklamadınız ve buraya kadar sadece yazıyı okudunuz. Eğer, ilkine tıkladıysanız; önünüze çıkan ilk seçeneği kabul eden, ikincisine tıkladıysanız; merak ve cesaret eden, hiçbirine tıklamadıysanız; konfor alanında kalmayı tercih eden biri olabilirsiniz. Dikkat edin; “olabilirsiniz” diyorum, “değişmez bir gerçek” demiyorum! Ancak ikinci linke tıklayanlar bilirler;  eser, çok meşhur “Bitmemiş Senfoni”sidir Schubert’in. Bitmemiş yani yarım kalmış. Tıpkı konfor alanından çıkamayan adam ve sevdiği kadının bitmemiş, yarım kalmış hikayesinde olduğu gibi. İşte, o yüzden Schubert!

 Her hikaye, mutlu bitmek zorunda değil elbet. Önemli olan konfor alanından çıkabilmek. Bitmemiş hikayelerinizin, senfonilere dönüşebildiği deneyimler dilerim hepinize.

 Not: Belki de; canım Merve Çaloğlu, aslında çokça yaptığı gibi; bize bir Schubert çalar ve yayınlar önümüzdeki günlerde ♥️

 

Hande Kurt

ICF Sertifikalı Yaşam Koçu

[email protected]

 

Konfor Alanı” te bir düşünce

  1. Muzaffer Tuğsavul diyor ki:

    Sevgili Handeciğim bizi günün anlamlı veya anlamsız koşuşturması içerisinde kısa süreli de olsa başka bir dünyaya alıp götürüyorsun çok teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.